Commentarius Perpetuus in "Uniqus Martyrium" Ad Recensionem
Biricik şehitlik, keder, idrak, yalnızlık, tiranlık ve modern düşünmenin çözülüşü üzerine felsefi ve edebi bir deneme.
Bir şeyler dönüyor, bir şeyler konuşuluyor... Anlatan birileri daima var. Ve hayal tasvirlerinin ötesinde aynı sözcüklerin gevelendiğine şahitlik ediyoruz.
Çağ, ilkesiz tiranlarca karanlığa gömülüyor. Gölgeler imparatorluğunda; zorlu yollardan yıldızlara varmanın şanı, bizler tarafından edinilmiş kutsal bir çağrı... Zira sizlerden esirgenenlerin başkalarına çokça verileceğine şahitlik edeceksiniz. Lakin, her kim içinde cenneti suretiyle eşse, ceremesi de burada cehennemi de.
Keder, kalbinizdeki buruk devinimleri var kılacak. Sizler, umutsuzluğun ritmini tutacaksınız. Bizler ise biricik şehitlikte kederli ruhlar için haykıracağız. Ancak şunu da bileceğiz; kederli ruhların desteklenmek ve propagandasını yapmak için bir despota ihtiyaçları olduğu gibi, despotun da amacına ulaşmak için ruhların kederlenmesine ihtiyacı vardır.
Tek kişilik topluluğunuzda kolektif bilincinizi yitireceksiniz. Ölüler için üzülecek, sevgisiz yaşayanları görmezden geleceksiniz. Ve Descartes'in demekten çekindiği gibi düşünürken artık var olmayacaksınız(!). Ancak düşünme de biçim bakımından bütün onurunu yitirmiş durumda. Düşünmenin kutsal töreni, ağırbaşlı jestleri rezilliğe dönüştü. Eski tarz bilgiye katlanan yok artık.
Yokluğun da bütün varlığa dağıldığını keşfedeceksiniz. Özünü terke düşkün çekingen bir varlığa dönüşeceksiniz. Kökleriyle toprağa sabit ağaçlara sarılamayacaksınız. Çünkü insan irrasyonel bir varlıktır. Her şeyin en doğrusunu bildiğinde bile gidip tam tersini yapmaya muktedirdir ve yapar. Olanca telaşla serin bir dinginlik aradığınız bu hayatta kendinizden kaçmaktan başka hiçbir şey yapamayacaksınız. Biz, yalınlık ile yalnızlığa prangalanmış hayatların özgür ruhlu şövalyeleriyiz. Biricik şehitliğin anlamda muktedir toprağına gömüleceğiz. Ya Siz, çürüyen ruhları ölü bedenlerde taşıyorsunuz. Nereye gömüleceksiniz?
Her halükarda kalbi kırık öleceğiz.
Homeros şöyle diyordu: “Bağrına vurarak, kalbini şu sözlerle azarladı: Katlan kalbim, vaktiyle bundan kötülerine katlanmıştın.” Şimdi sizlere haykırıyoruz: İdrak, kalbin kalbidir! Diye.
Kuytudaki kuyunun ta kendisiyiz, yakarmaya mecali kalmamışken kuytusuna “buradayım” diye seslenen yalın bir kuyuyuz. Yalnızken, içimizdeki Yusuf'un umudunu seziyoruz. Biliniz ki her mahluk hem kaderin memurudur hem de mağlubudur. Asırlar önce İsa şöyle söyledi: “Ne mutlu size, şimdi ağlayanlar! çünkü güleceksiniz.” Ve şimdi, inter-dimensiyonel ezoterik harpte, vøid-spawn (hiçlikten-doğan) bilinç manipülasyonu ile uğraşanlara kılıçlarınızı çekiniz! Tanrının sizinle ne kastettiğini kendinize sorunuz. Bu, vadedilen topraklara giderken bir rehber olmaksızın çölde seyahat eden ve aldatıcı bir seraba ya da susuzluktan acılı bir ölüme doğru yürüyen hacıların eski hikâyesidir. Hep aynı haykırışla son bulur: Tanrım, beni neden terk ettin!
Biricik şehitlik, ölü duaların serapsız çölüdür. Ve bazı kutsal dualar, rahim-yalnızlık korkusunun kışkırtması sonucu şehit edilmesidir...
Unutulmamalıdır! Nurun indiği çöl, yegane kendineliğin tabutu ve biricik duaların bizzatihi ezanıdır. İşte bu biriciklikte, eşsizliğin öznel tanımını ve varlığın bütünden ötekileşmesi sonucundaki kavramsallaştırılmasını keşfedeceksiniz... Eşsiz varlıklarca edinilen amacı biricik amacınız olarak kabul edeceksiniz.
Yalnızca kendi hatalarımız ve eksikliklerimizle yüzleşmeye cesaret ettiğimizde, başkalarının hatalarını gerçekten adil ve dolayısıyla mutedil bir şekilde yargılayabiliriz. Matta'da denildiği gibi; “Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.”. Estetize edilmiş bir taşra ağzıyla kusuru haklı-mağdur ekseninde sinsice pay etmeye kalkışacak kadar ölçüsüz, Demiurgos’un şimşeklerini ayaltına davet edecek kadar ahlaksız... Müsebbibi oldukları cehlin çatışık bilinçleri ve çelimsiz kalpli kimsesizleri! İdrak edin; “Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.”. Cürümlerine iştirak eden ikiyüzlü dalkavuklar nefislerini infaz ede dursun. Bizler, Sokrates’in katlinin her sene-i devriyesinde agoralarda toplaşıp, arkaik ağıtlar eşliğinde gözyaşı dökeceğiz.
Tanrının biricik şehitliğine atanan bir ordu var. Tiranlığın tutsak titanları özgürlük nidaları atıyor. Duymuyor musunuz?