Barzakh: Star Gardener Oyunu ve Etkileşimli Kıssanın Gaybî Eşikleri Üzerine

Barzakh: Star Gardener oyununun Dede Korkut, Küçük Prens, Dante, Charon, tasavvufî eşikler ve etkileşimli anlatı bağlamında okunduğu uzun deneme.

Barzakh: Star Gardener görseli
Barzakh: Star Gardener görsel dünyası, çöl ve yıldız imgesi etrafında kurulan metafizik anlatıyı taşır.

Dede Korkut, çocuklara masal anlatırken aslında onlara dünyayı öğretirdi. Oğuz’un oğluna yalnızca kahramanlık değil; ad, kader, sabır ve akıbet bahşederdi. Masal dediğimiz şey hiçbir vakit yalnızca eğlence olmadı; insanın kendisini, yerini ve yükünü tanıma biçimiydi. Bugün ise masal, çoğu zaman hafife alınan bir tür; hikâye ise tüketilip unutulan bir metaya dönüştü.

Tam da bu yüzden, çağın bu anlatı yoksulluğunda bazı işler dikkat kesilmeyi hak eder.

Barzakh: Star Gardener, ilk bakışta bir video oyunu olarak konumlanan; fakat kısa sürede bunun çok ötesine geçen, etkileşimli bir anlatı teşebbüsü. Oyun demek belki teknik olarak doğru; fakat mesele yalnızca oynanan bir şey değil, tecrübe edilen bir hâl.

Bu anlatının kökleri, modern edebiyatın en naif ama en derin metinlerinden biri olan Küçük Prens’e kadar uzanır. Nasıl ki Küçük Prens, bir pilotun çöle düşmesiyle başlar ve gezegenler arası bir idrak yolculuğuna dönüşürse; Barzakh’ta da anlatı, çölde kaybolan bir insanın kendi varlığıyla yüzleşmesiyle başlar. Ancak burada ziyaret edilenler gezegenler değil; kayıp yıldızların unutulduğu mekânlar ve zamanlardır.

Başkahraman, çölde kaybolduktan sonra, Dante Alighieri’nin İlahi Komedya’sından aşina olduğumuz Charon ile karşılaşır. Ne var ki bu Charon, klasik mitolojideki nötr bir geçit bekçisi değildir; burada Deccal’e hizmet eden bir cehennem kayıkçısıdır. Bu karşılaşma, oyunun daha ilk safhasında şunu fısıldar: Bu bir kurtuluş hikâyesi değil, bir hesaplaşmadır.

Artık kahraman kayıptır. Fakat kaybolmak, her zaman yok olmak anlamına gelmez. Tanrı, onu dış dünyadan koparıp manevî bir yolculuğa çıkarır ve çölde kendisiyle yüzleştirir. Bu yüzleşmenin ardından, evrenin kaybolmuş yıldızlarını bulmakla görevlendirilir. Ne var ki yıldızları bulmak kâfi değildir; her biri, kahramanın zihnindeki bahçeye ekilmeli, toprağa gömülmelidir.

İşte bu noktada oyun, sürrealist bir eşiği aşar. Başkahraman artık bir gezgin değil, bir yıldız bahçıvanıdır. Yıldızlar, gökyüzüne iade edilmez; idrak edilerek yeşertilir.

Bu yaklaşım, Barzakh’ı modern oyun anlatılarının büyük kısmından ayırır. Çünkü burada ilerleme, güçlenme ya da zafer birincil amaç değildir. İlerleme, idrakle ölçülür.

Bu felsefî duruş, Almanya’nın kamu yayın kuruluşu WDR’ın Lebenszeichen programında yayımlanan “Pixel voller Vorurteile? Wie Games den Islam zeichnen” başlıklı bölümde, oyunun yönetmeni ve geliştiricisi Emirhan Güngörmez ile yapılan söyleşi bağlamında da açıkça görülür. Güngörmez, oyunları modern çağın ortak rüyaları olarak konumlandırır ve Immanuel Kant’ın ödev ahlâkına atıfla, kültürel bir sorumluluk taşıdığını ifade eder. Barzakh’ı, İslam kültürü ve felsefesini modern dijital toplumun idrak edebileceği bir biçimde deneyime dönüştürme çabası olarak ele alır.

Aynı bağlamda dikkat çeken bir başka husus ise kimlik meselesidir. Avrupa ile Asya arasında sıkışmış, çok katmanlı bir tarihin mirasçısı olan genç kuşakların arayışına değinen Güngörmez, Türk kültürünün yüzyıllar boyunca İslam’la kurduğu senteze işaret eder ve bu sentezin merkezinde yer alan Kızılelma idealini, Barzakh’ın anlatı omurgasına yerleştirir: Adalet ve iyiliğin nihai hedef olduğu bir yürüyüş.

Belki de oyunun en ayırt edici yönü burada belirginleşir. Oyun endüstrisinde dinî temalar çoğunlukla korku, sapkın tarikatlar ya da Tanrı’nın yokluğu üzerinden işlenirken; Barzakh, ilahî olanı umut, teselli ve kurtuluş ihtimali olarak ele alır. Bu, yüksek sesle değil; sessiz ve vakur bir dille yapılır.

Barzakh: Star Gardener hâlen geliştirilmekte olan bir oyun. Ve belki de bu yazıya düşülen her not, yapılan her mülahaza, onun daha sahih bir noktaya evrilmesine katkı sunacaktır. Zira Barzakh, çocukları oyalamayı hedefleyen bir eğlence ürünü değil; tasavvufî eşiklerle örülü, insanı hakikat arayışına çağıran bir eylem çabasıdır.

Masal hâlâ mümkün. Ve belki de artık, masalı yeniden ciddiye almanın vakti gelmiştir.

Yazar Emirhan Güngörmez